30 Ağustos 2016 Salı

BOŞANMA HUKUKUNDA MANEVÎ TAZMİNAT


A.    Genel Olarak Tazminat

            Evlilik birliği boşanma ile son bulduktan sonra, tarafların ekonomik ve mali ihtiyaçlarının hem miktar hem de nitelik itibariyle değişime uğradığı açıktır. Boşanmadan sonra, tarafların mali ve ekonomik gereksinimlerinin karşılanması, tarafların boşanmadan sonra maddi sıkıntı çekmemeleri için bu konuda tarafların talepte bulunması halinde, hakim tarafların boşanmasına karar verirken, bu hususları da hükümde belirtir[1].

            Türk Medeni Kanununun 174 maddesi, boşanma kararının verilmesinin ardından eşlerden birinin zarar görmesi esasına dayanmaktadır. Taşın, sopanın, kaba kuvvetin adaletinde Ağa/şeyhin insafına kalmışlığın olmadığı, kanunların yani hukukun egemen olduğu toplum özgür toplumdur.[2] Hukukun egemen olduğu bir toplumda boşanmanın ardından zarar gören tarafın zararlarının tazmininin ayrı bir kanun numarası ile güvenceye alınması son derece isabetlidir. Buna göre, Türk Medeni Kanununun 174. Maddesinin birinci fıkrası, geniş anlamda mal varlığından meydana gelen zararları; ikinci fıkrası ise, kişilik haklarının ihlalinde doğan manevi zararları içermektedir. Eşin mal varlığında bir zararın ortaya çıkıp çıkmadığına eşin mal rejiminin tasfiyesinden sonra ne elde ettiğinin belirlenmesinden sonra, karar verilir[3]. Boşanma halinde, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunan tarafın, mutlak anlamda kusursuz olması şartı kaldırılarak, daha az kusurlu olan tarafa da dava açma hakkı tanınmak suretiyle, davacı tarafın daha az kusurlu olması yeterli görülmüştür. Böylelikle eski medeni kanunda ancak kusursuz eşin talepte bulunabildiği maddi ve manevi tazminatı az kusuru bulunan tarafında isteyebilmesi mümkün hale gelmiştir. Burada söz konusu olan az kusurlu olmayı; karşı tarafın tahrik teşvik kışkırtma gibi davranışlarına tepki niteliğinde olan ve boşanma için tek başına yeterli olmayan davranışlar olarak anlaşılması gerekir[4]. Açılmış olan boşanma davasının reddedilmesi veya hakimin ayrılığa karar vermesi durumunda, taraflar maddi ve manevi tazminat talep edemezler. Bu talepler ancak tarafların boşanmasına karar verilmesi halinde karara bağlanır. Kanun koyucu, boşanmadan kaynaklanacak olan zararların kısmen de olsa giderilebilmesi için, belli şartların gerçekleşmesi halinde dava yoluna başvurulabileceğini ön görmektedir[5]. Boşanma ile eş, mal rejimiyle sahip olacağı hakları, ayrıca evlilik birliği devam ederken sahip olduğu nafakayı kaybeder. Bu davalar, tazminat davaları ve yoksulluk nafakası talebi davasıdır. Tazminat davalarının temelini, boşanma nedeniyle ortaya çıkan zararların denkleştirilmesi oluşturur.

B. Manevi Tazminat Talebi

            Eski Medeni Kanun, boşanma dolayısıyla manevi tazminat talebini, boşanmaya sebebiyet veren olayların, talepte bulunan tarafın kişilik haklarını ağır şekilde ihlal etmiş olması şartına bağlanmıştı. Bu çerçevede kişilik değerlerinde meydana gelen her zarar, manevi tazminat istemine imkan tanımıyordu. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için, boşanmaya neden olan olaylar, kişinin ruhsal sağlığını ve esenliğin derinden etkilemiş olmalı, yaşama zevk ve sevincini azaltmalı ya da onu kimsenin yüzüne bakamayacak veya toplum içine çıkılamayacak duruma düşürmeliydi[6]. Yeni Türk Medeni Kanunu ise, manevi tazminat bakımından talepte bulunanın kişilik hakkına tecavüzde bulunulmasını yeterli görmüş, manevi zararın ağırlığı koşulunu aramamıştır.(TMK m. 174/2) Tazminat talep eden eşin, boşanma nedeniyle ortaya çıkan durumlar karşısında, kişilik hakkının saldırıya uğramış olmasını yeterli görmüştür[7].

            Manevi tazminata hükmedilebilmesi için, manevi tazminatı talep eden eşin, tamamen kusursuz olması şart değildir. (TMK m. 174/1) Bir eşin kusuru, boşanma kararının verilmesine yeterli değilse, bu eş manevi tazminat isteyebilecektir. Manevi tazminatta kusur unsuru, TMK 174/1. Maddesinde düzenlenmiş olan maddi tazminatla şartları ile aynıdır. Manevi tazminat talep edebilmek için, bir manevi zararın mevcudiyeti şarttır[8]. Eski medeni kanunun 143. maddesinde açıkça kusursuz eşin tazminat isteyebileceği hükmü yer almaktaydı. Yeni TMK 174/1. Maddesinde tazminat talebi için kusursuz olma şartını kaldırarak, tazminat için istemde bulunabilmek için, davalının kusurlu olması yeterli görülmüştür. Madde gerekçesinde ise, davalı tarafın kusurlu olmasının arandığı olaylarda davacının kusursuz olması gerekeceği için, davacının kusursuz olması koşulunun maddede yer almasına gerek görülmediği belirtilmiştir. Böylece TMK 174/1. Hükmü, 3444 sayılı kanunla, Eski BK. 49. (mevcut BK 58.md.) maddesinde yapılan düzenleme ile uyumlu hale getirilmiştir. Davranışları ile boşanmaya sebep olmuş, aynı zamanda eşinin manevi varlığının zedelenmesine de yol açan tarafın kusurunun ağır olup olmadığı önemli değildir. Önemli olan manevi zarara yol açan eşin davranışlarında kusurlu olmasıdır. Her ne kadar TMK’nın 174/1. Maddesinde “kusur” konusu belirtilmemişse de, TMK 174/1. maddesindeki maddi tazminat için aranan şartlar burada da geçerlidir[9].

                       C. Manevî Tazminat Şartları

1. Davalı Tarafın Kusurlu Olması

            Manevî tazminat istenebilmesi için, davalı taraf kusurlu olmalıdır. Fakat kanun koyucu davalının ağır kusurlu olmasını aramadığından, davalı tarafın diğer tarafın kişilik hakkına saldırıda bulunurken kusurlu olması (kast, ağır ihmâl, hafif ihmâl) yeterlidir[10]. Buradaki kusur evlilik hayatında herhangi bir kusuru olup olmadığına göre değil, boşanmaya sebep olan olayda bir kusurunun olup olmadığına göre değerlendirilir[11]. Davacının kusursuz olması aranmadığından, davalıya oranla daha az kusurunun bulunması manevî tazminat talep edebilmesi için yeterlidir; fakat davacının kusuru, 6098 Sayılı Borçlar Kanununun 52. maddesine göre tazminatta bir indirim sebebidir. Bu itibarla, davacının kusuru ile davalının kusuru eşitse veya davacının kusuru davalıdan daha fazla ise, manevî tazminata hükmedilemez[12]. Kusur unsuru açısından bir noktaya dikkat çekmek gerekmektedir. 743 sayılı önceki Medenî Kanunumuzun 143. maddesinde, dava açacak eşin kusursuz, davalı eşin ise kusurlu olması durumunda maddî ve manevî tazminat davası açılabileceği; 144. maddede ise, kusuru daha ağır olmamak kaydıyla diğer eşten yoksulluk nafakası talep edilebileceği düzenlenmiştir. 4721 sayılı Medenî Kanunun 174. maddesinin birinci fıkrasında, maddî tazminat davası açabilmek için davacının kusursuz veya daha az kusurlu olması, davalının ise kusurlu olması aranmış; 175. maddenin birinci fıkrasında ise, yoksulluk nafakası talep edebilmek için davacı tarafın kusurunun daha ağır olmaması yeterli görülmüştür. Manevî tazminat talep edebilmek için ise, 174. maddenin ikinci fıkrasında, önceki Kanundan farklı olarak davacının kusursuz olması şartı ortadan kaldırılmış, buna karşılık maddî tazminatta olduğu gibi davacı eşin daha az kusurlu olması gibi bir şart da öngörülmemiştir. Bu durumda, manevî tazminat davasını davalıya göre daha fazla kusurlu eş de açabilecektir. Burada iki şekilde yorum yapılabilmesi mümkündür: Birincisi, Kanun malvarlığı değerlerine göre kişilik değerlerinin korunmasını daha önemli gördüğünden manevî tazminat talep edebilmek için kusuru daha fazla olan tarafın da dava açabilmesini uygun görmüştür; fakat açılacak davada davalı eşin kusuru oranında manevî tazminatta indirim yapılması mümkün olduğu gibi, hâkim tazminattan sarfı nazar da edebilir. İkinci olarak ise, kanun koyucu böyle bir değişiklik yapma veya maddî tazminattan farklılık yaratma iradesi taşımadığından, maddî tazminat konusunda açıkça düzenlendiği gibi, manevî tazminatta da davacı eşin kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekecektir[13].

            2. Davacının Kişilik Hakkının Zedelenmiş Olması

            Manevî tazminat talebinin kabul edilebilmesi için, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden talepte bulunan tarafın kişilik hakkı zedelenmiş olmalıdır; zarar yoksa, tazminat da talep edilemez. Önceki Medenî Kanunun 143. maddesinin ikinci fıkrasında, manevî tazminat talep edebilmek için kişilik hakkındaki zedelenmenin ağır olması, tazminat isteyen tarafın da kusursuz olması gerekiyordu. Yeni Medenî Kanunumuzda bu iki şart da, artık manevî tazminat talep edebilmek için aranmamaktadır.

            Davacı tarafın kişilik hakkının hangi durumlarda zedelenmiş olduğu, boşanmaya sebep olan olayların niteliğine ve davacının uğradığı manevî zararın derecesine göre belirlenir. Örneğin eşlerden birinin kusuru sonucu gerçekleşen boşanmada diğer eş büyük bir manevî ıstıraba maruz kalmış, bu yüzden sağlığı bozulmuşsa veya bu boşanma eşin aleyhine bazı dedikodulara yol açtığı için onu büyük üzüntüye düşürmüşse (isim, namus, şeref, haysiyet, sağlık gibi kişilik değerleri zedelenmişse), ağır bir utanç yaşamış, onuru kırılmış, psikolojik buhran ve sarsıntı, yaşam sevincinin kaybedilmesi gibi sonuçlar doğmuşsa, kimsenin yüzüne bakamayacak, toplum içine çıkamayacak duruma gelmişse onun lehine manevî tazminata hükmedilebilir. Buna karşılık, boşanma sebebinden hiç etkilenmeyen (örneğin zina sebebiyle boşanmada eşinin zina işlemesine hiç aldırmayan, duyguları bundan rencide olmayan) taraf manevî tazminat talep edemez[14]. Maddî tazminat ile manevî tazminatın kapsamı birbirinden farklı olduğundan, manevî tazminat talep edilebilmesi için, maddî tazminat da istenmiş olması aranmamaktadır[15].

            D. Manevi Tazminat Miktarının Belirlenmesi

            Hakim, manevi tazminat miktarını tarafların durumunu nazara alarak takdir edecektir. Manevi tazminatın uğranılan zararla orantılı olması ve ayrıca manevi tazminata mahkum edilen taraf, ekonomik çöküntüye düşmemelidir. Bunun için hakim manevi tazminata hükmederken, TMK’nın 4. Maddesindeki hakkaniyet ilkesini göz önünde tutar[16]. Hakim, manevi tazminat miktarını belirlerken, zararın ağırlığını, oluş biçimini, kusur oranını, tarafların sosyal durumlarını, ekonomik durumlarını, yaşlarını, evliliğin devam süresini ve olayın diğer özelliklerini göz önünde tutar. Aynı şekilde toplumun geleneklerini değer yargılarını, adalet anlayışını, hakkaniyet kuralını ve ülkenin sosyal ve ekonomik şartlarını da göz önünde tutmalıdır[17]. Ayrıca hakim, aile mahkemesinin bünyesinde bulunan uzmanların rapor ve görüşlerini de dikkate alarak uygun bir manevi tazminata hükmeder. Maddi tazminatın ödenmesine toptan ya da irat biçiminde ödenmesi için karar verilebilirken; manevi tazminat sadece toptan ödenmesi için karar verilebilir. TMK’nın 476/1. maddesinde, manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Ve ayrıca TMK’nın 174/1. maddesine göre manevi tazminat olarak belli bir paranın ödeneceği belirtilmiştir.

            E. Manevi Tazminatın Talep Edilme Şekli Ve Süresi

            Manevi tazminat, boşanma davası ile birlikte istenebileceği gibi boşanma davası karara bağlanıp hüküm kesinleştikten sonrada ayrı bir dava ile de talep edilebilir. Eski medeni kanunda bulunmayan, ancak mevcut TMK’nın 178. maddesinde getirilen yeni düzenlemeye göre, evliliğin boşanma medeniyle son bulmasından doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde, dava yoluyla ileri sürülebilecektir[18]. Mevcut TMK’nın getirdiği bu yeni düzenlemeden önce, bu konuda doktrinde farklı görüşler söz konusuydu. Aynı şekilde Yargıtay’da da tam bir görüş birliği söz konusu değildi. Bu yeni düzenleme ile görüş ayrılılıkları giderilmiştir[19].




[1] Oğuzman/Dural, s. 143
              [2] Uyguner/Aslan/ Şanlıurfa Barosu Dergisi Sayı 18 S.32 Özgür Toplumun İlkeleri
[3] Öztan, s. 478
[4] Ertaş/Koç, s. 266; YİBK, 22.1.1998 ,1986/5 (Şener, s. 803)
[5] Ertaş/Koç, s. 266; YİBK, 22.1.1998 ,1986/5 (Şener, s. 803)
[6] Öztan, s. 492, 2. HD, 24.9.1998, 8358/9790, (YKD, 1998, S. 11, s. 1615)
[7]Zevkliler/Acabey/Gökyayla, s. 977; ”Tarafların ilk boşanma davasının reddedilmesinden sonra bir araya gelip barıştıkları ve evlilik birliğini 3-4 ay kadar devam ettirdikleri, ikinci açılan boşanma davasında verilen kararla hükmen belirlendiğine göre, bir araya gelip evlilik birliğinin devam ettirilmiş olması, önceki olayların hoşgörüyle karşılandığını gösterir. Bundan sonra da kocanın kadının kişilik haklarına tecavüz niteliğinde maddi bir hadise bulunmamaktadır. Bu bakımdan kadın lehine manevi tazminat takdiri usul ve yasaya aykırıdır.”(2.HD, 15.02.2005, 2005/1024.E,YYK)
[8] Saymen, :”Kimler Manevi tazminat Talep Edebilir?”(Manevi) (İHFM, 1940, s. 1,
[9] Zevkliler/Acabey/Gökyayla, s. 975,(Özuğur, s. 1027);" Tarafların tesbit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, paranın alım gücüne, kişilik haklarına, özellikle aile bütünlüğüne yapılan saldırının ağırlığına, manevi tazminat isteyenin boşanmaya yol açan olaylarda ağır ya da eşit kusurlu olmadığı anlaşılmasına nazaran kadın yararına hükmolunan manevi tazminat azdır.” (2.HD, 04.09.2004, 2004/7226.E; YYK)
[10] Akıntürk/Ateş Karaman, s. 299
[11] Belgesay, Türk Kanunu Medenîsi Şerhi II, Aile Hukuku (m.1-240), 3. Bası, İstanbul 1949, s. 90.
[12] Feyzioğlu, s. 407
[13] Medenî Kanunun 174. maddesinin gerekçesinde, “Maddenin ikinci fıkrası boşanma nedeniyle manevî tazminatı düzenlemektedir. Yürürlükteki maddeden farklı olarak davacının kusursuz olması şartı yasadan çıkarılmış, davalının kusurlu olması yeterli görülmüştür. Davalının kusurlu olması şartının arandığı her olayda, davacının kusursuz olması gerekeceğinden böyle bir koşulun maddede yer almasına gerek görülmemiştir. Davacının da boşanmada kusurunun bulunması genel hükümler gereğince Yeni Borçlar Kanununun 53 ncü madde ve devamı hükümlerinin uygulanması sonucu tazminatta indirim ya da tazminata hiç hükmetmeme sebebi sayılacaktır.” Kanaatimizce “Davalının kusurlu olması şartının arandığı her olayda, davacının kusursuz olması gerekeceğinden…” ifadesi doğru değildir; davalı kusurlu ise, davacı kusursuz veya daha az kusurlu da olabilir, kusuru eşit de olabilir, daha fazla kusurlu da olabilir. Gerekçeye göre davacı kusurlu olsa bile dava açma hakkına sahip olduğundan ve bu durum mahkemece tazminatın miktarını takdir bakımından değerlendirileceğinden, kanaatimizce maddenin metnine üstünlük tanımak, kusuru eşit veya daha fazla olsa bile davacı tarafa manevî tazminat davası açma hakkı tanımak daha isabetli olur.
[14] Akıntürk/Ateş Karaman, s. 300
[15] Arsebük, s. 794.
[16] Tekinay, s. 245
[17] Antalya, Medeni Hukuk Uygulamaları, İstanbul 2000, s. 22
[18] Oğuzman/Dural, s.145; 2.HD, 4.3.2003, 1031/2865 Karagülmez/Ural, s. 227);” Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakkının boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmesi ile zamanaşımına uğrayacağını hükme bağlamıştır. Zamanaşımı definin davaya cevap süresi içersinde ileri sürülmesi halinde incelenmesi imkan dahilindedir.”( (2.HD,10.05.2004, 2004/5317.E; YYK)
[19] Zevkliler/Acabey /Gökyayla, s. 979; Baygın, s. 447;2.HD,05.07.2004,7501/8917(YYK)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder