A. Genel
Olarak Tazminat
Evlilik birliği boşanma ile son
bulduktan sonra, tarafların ekonomik ve mali ihtiyaçlarının hem miktar hem de
nitelik itibariyle değişime uğradığı açıktır. Boşanmadan sonra, tarafların mali
ve ekonomik gereksinimlerinin karşılanması, tarafların boşanmadan sonra maddi
sıkıntı çekmemeleri için bu konuda tarafların talepte bulunması halinde, hakim
tarafların boşanmasına karar verirken, bu hususları da hükümde belirtir[1].
Türk Medeni Kanununun 174 maddesi,
boşanma kararının verilmesinin ardından eşlerden birinin zarar görmesi esasına
dayanmaktadır. Taşın, sopanın, kaba kuvvetin adaletinde Ağa/şeyhin insafına
kalmışlığın olmadığı, kanunların yani hukukun egemen olduğu toplum özgür
toplumdur.[2]
Hukukun egemen olduğu bir toplumda boşanmanın ardından zarar gören tarafın
zararlarının tazmininin ayrı bir kanun numarası ile güvenceye alınması son
derece isabetlidir. Buna göre, Türk Medeni Kanununun 174. Maddesinin birinci
fıkrası, geniş anlamda mal varlığından meydana gelen zararları; ikinci fıkrası
ise, kişilik haklarının ihlalinde doğan manevi zararları içermektedir. Eşin mal
varlığında bir zararın ortaya çıkıp çıkmadığına eşin mal rejiminin
tasfiyesinden sonra ne elde ettiğinin belirlenmesinden sonra, karar verilir[3].
Boşanma halinde, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunan tarafın, mutlak
anlamda kusursuz olması şartı kaldırılarak, daha az kusurlu olan tarafa da dava
açma hakkı tanınmak suretiyle, davacı tarafın daha az kusurlu olması yeterli
görülmüştür. Böylelikle eski medeni kanunda ancak kusursuz eşin talepte
bulunabildiği maddi ve manevi tazminatı az kusuru bulunan tarafında
isteyebilmesi mümkün hale gelmiştir. Burada söz konusu olan az kusurlu olmayı;
karşı tarafın tahrik teşvik kışkırtma gibi davranışlarına tepki niteliğinde
olan ve boşanma için tek başına yeterli olmayan davranışlar olarak anlaşılması
gerekir[4].
Açılmış olan boşanma davasının reddedilmesi veya hakimin ayrılığa karar vermesi
durumunda, taraflar maddi ve manevi tazminat talep edemezler. Bu talepler ancak
tarafların boşanmasına karar verilmesi halinde karara bağlanır. Kanun koyucu,
boşanmadan kaynaklanacak olan zararların kısmen de olsa giderilebilmesi için,
belli şartların gerçekleşmesi halinde dava yoluna başvurulabileceğini ön
görmektedir[5]. Boşanma ile eş, mal
rejimiyle sahip olacağı hakları, ayrıca evlilik birliği devam ederken sahip
olduğu nafakayı kaybeder. Bu davalar, tazminat davaları ve yoksulluk nafakası
talebi davasıdır. Tazminat davalarının temelini, boşanma nedeniyle ortaya çıkan
zararların denkleştirilmesi oluşturur.
B.
Manevi Tazminat Talebi
Eski Medeni Kanun, boşanma
dolayısıyla manevi tazminat talebini, boşanmaya sebebiyet veren olayların,
talepte bulunan tarafın kişilik haklarını ağır şekilde ihlal etmiş olması
şartına bağlanmıştı. Bu çerçevede kişilik değerlerinde meydana gelen her zarar,
manevi tazminat istemine imkan tanımıyordu. Manevi tazminata hükmedilebilmesi
için, boşanmaya neden olan olaylar, kişinin ruhsal sağlığını ve esenliğin
derinden etkilemiş olmalı, yaşama zevk ve sevincini azaltmalı ya da onu
kimsenin yüzüne bakamayacak veya toplum içine çıkılamayacak duruma düşürmeliydi[6]. Yeni
Türk Medeni Kanunu ise, manevi tazminat bakımından talepte bulunanın kişilik
hakkına tecavüzde bulunulmasını yeterli görmüş, manevi zararın ağırlığı
koşulunu aramamıştır.(TMK m. 174/2) Tazminat talep eden eşin, boşanma nedeniyle
ortaya çıkan durumlar karşısında, kişilik hakkının saldırıya uğramış olmasını
yeterli görmüştür[7].
Manevi tazminata hükmedilebilmesi
için, manevi tazminatı talep eden eşin, tamamen kusursuz olması şart değildir.
(TMK m. 174/1) Bir eşin kusuru, boşanma kararının verilmesine yeterli değilse,
bu eş manevi tazminat isteyebilecektir. Manevi tazminatta kusur unsuru, TMK
174/1. Maddesinde düzenlenmiş olan maddi tazminatla şartları ile aynıdır.
Manevi tazminat talep edebilmek için, bir manevi zararın mevcudiyeti şarttır[8]. Eski
medeni kanunun 143. maddesinde açıkça kusursuz eşin tazminat isteyebileceği
hükmü yer almaktaydı. Yeni TMK 174/1. Maddesinde tazminat talebi için kusursuz
olma şartını kaldırarak, tazminat için istemde bulunabilmek için, davalının
kusurlu olması yeterli görülmüştür. Madde gerekçesinde ise, davalı tarafın
kusurlu olmasının arandığı olaylarda davacının kusursuz olması gerekeceği için,
davacının kusursuz olması koşulunun maddede yer almasına gerek görülmediği
belirtilmiştir. Böylece TMK 174/1. Hükmü, 3444 sayılı kanunla, Eski BK. 49. (mevcut
BK 58.md.) maddesinde yapılan düzenleme ile uyumlu hale getirilmiştir.
Davranışları ile boşanmaya sebep olmuş, aynı zamanda eşinin manevi varlığının
zedelenmesine de yol açan tarafın kusurunun ağır olup olmadığı önemli değildir.
Önemli olan manevi zarara yol açan eşin davranışlarında kusurlu olmasıdır. Her
ne kadar TMK’nın 174/1. Maddesinde “kusur” konusu belirtilmemişse de, TMK
174/1. maddesindeki maddi tazminat için aranan şartlar burada da geçerlidir[9].
C. Manevî Tazminat Şartları
1. Davalı Tarafın Kusurlu
Olması
Manevî tazminat istenebilmesi için,
davalı taraf kusurlu olmalıdır. Fakat kanun koyucu davalının ağır kusurlu
olmasını aramadığından, davalı tarafın diğer tarafın kişilik hakkına saldırıda
bulunurken kusurlu olması (kast, ağır ihmâl, hafif ihmâl) yeterlidir[10].
Buradaki kusur evlilik hayatında herhangi bir kusuru olup olmadığına göre
değil, boşanmaya sebep olan olayda bir kusurunun olup olmadığına göre
değerlendirilir[11]. Davacının kusursuz
olması aranmadığından, davalıya oranla daha az kusurunun bulunması manevî
tazminat talep edebilmesi için yeterlidir; fakat davacının kusuru, 6098 Sayılı
Borçlar Kanununun 52. maddesine göre tazminatta bir indirim sebebidir. Bu
itibarla, davacının kusuru ile davalının kusuru eşitse veya davacının kusuru
davalıdan daha fazla ise, manevî tazminata hükmedilemez[12].
Kusur unsuru açısından bir noktaya dikkat çekmek gerekmektedir. 743 sayılı
önceki Medenî Kanunumuzun 143. maddesinde, dava açacak eşin kusursuz, davalı
eşin ise kusurlu olması durumunda maddî ve manevî tazminat davası
açılabileceği; 144. maddede ise, kusuru daha ağır olmamak kaydıyla diğer eşten
yoksulluk nafakası talep edilebileceği düzenlenmiştir. 4721 sayılı Medenî
Kanunun 174. maddesinin birinci fıkrasında, maddî tazminat davası açabilmek
için davacının kusursuz veya daha az kusurlu olması, davalının ise kusurlu
olması aranmış; 175. maddenin birinci fıkrasında ise, yoksulluk nafakası talep
edebilmek için davacı tarafın kusurunun daha ağır olmaması yeterli görülmüştür.
Manevî tazminat talep edebilmek için ise, 174. maddenin ikinci fıkrasında,
önceki Kanundan farklı olarak davacının kusursuz olması şartı ortadan
kaldırılmış, buna karşılık maddî tazminatta olduğu gibi davacı eşin daha az
kusurlu olması gibi bir şart da öngörülmemiştir. Bu durumda, manevî tazminat
davasını davalıya göre daha fazla kusurlu eş de açabilecektir. Burada iki
şekilde yorum yapılabilmesi mümkündür: Birincisi, Kanun malvarlığı değerlerine
göre kişilik değerlerinin korunmasını daha önemli gördüğünden manevî tazminat
talep edebilmek için kusuru daha fazla olan tarafın da dava açabilmesini uygun
görmüştür; fakat açılacak davada davalı eşin kusuru oranında manevî tazminatta
indirim yapılması mümkün olduğu gibi, hâkim tazminattan sarfı nazar da
edebilir. İkinci olarak ise, kanun koyucu böyle bir değişiklik yapma veya maddî
tazminattan farklılık yaratma iradesi taşımadığından, maddî tazminat konusunda
açıkça düzenlendiği gibi, manevî tazminatta da davacı eşin kusursuz veya daha
az kusurlu olması gerekecektir[13].
2. Davacının Kişilik Hakkının
Zedelenmiş Olması
Manevî tazminat talebinin kabul
edilebilmesi için, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden talepte bulunan
tarafın kişilik hakkı zedelenmiş olmalıdır; zarar yoksa, tazminat da talep
edilemez. Önceki Medenî Kanunun 143. maddesinin ikinci fıkrasında, manevî tazminat
talep edebilmek için kişilik hakkındaki zedelenmenin ağır olması, tazminat
isteyen tarafın da kusursuz olması gerekiyordu. Yeni Medenî Kanunumuzda bu iki
şart da, artık manevî tazminat talep edebilmek için aranmamaktadır.
Davacı tarafın kişilik hakkının hangi
durumlarda zedelenmiş olduğu, boşanmaya sebep olan olayların niteliğine ve
davacının uğradığı manevî zararın derecesine göre belirlenir. Örneğin eşlerden
birinin kusuru sonucu gerçekleşen boşanmada diğer eş büyük bir manevî ıstıraba
maruz kalmış, bu yüzden sağlığı bozulmuşsa veya bu boşanma eşin aleyhine bazı
dedikodulara yol açtığı için onu büyük üzüntüye düşürmüşse (isim, namus, şeref,
haysiyet, sağlık gibi kişilik değerleri zedelenmişse), ağır bir utanç yaşamış,
onuru kırılmış, psikolojik buhran ve sarsıntı, yaşam sevincinin kaybedilmesi
gibi sonuçlar doğmuşsa, kimsenin yüzüne bakamayacak, toplum içine çıkamayacak
duruma gelmişse onun lehine manevî tazminata hükmedilebilir. Buna karşılık,
boşanma sebebinden hiç etkilenmeyen (örneğin zina sebebiyle boşanmada eşinin
zina işlemesine hiç aldırmayan, duyguları bundan rencide olmayan) taraf manevî
tazminat talep edemez[14].
Maddî tazminat ile manevî tazminatın kapsamı birbirinden farklı olduğundan,
manevî tazminat talep edilebilmesi için, maddî tazminat da istenmiş olması
aranmamaktadır[15].
D. Manevi Tazminat Miktarının Belirlenmesi
Hakim, manevi tazminat miktarını
tarafların durumunu nazara alarak takdir edecektir. Manevi tazminatın uğranılan
zararla orantılı olması ve ayrıca manevi tazminata mahkum edilen taraf,
ekonomik çöküntüye düşmemelidir. Bunun için hakim manevi tazminata hükmederken,
TMK’nın 4. Maddesindeki hakkaniyet ilkesini göz önünde tutar[16].
Hakim, manevi tazminat miktarını belirlerken, zararın ağırlığını, oluş biçimini,
kusur oranını, tarafların sosyal durumlarını, ekonomik durumlarını, yaşlarını,
evliliğin devam süresini ve olayın diğer özelliklerini göz önünde tutar. Aynı
şekilde toplumun geleneklerini değer yargılarını, adalet anlayışını, hakkaniyet
kuralını ve ülkenin sosyal ve ekonomik şartlarını da göz önünde tutmalıdır[17].
Ayrıca hakim, aile mahkemesinin bünyesinde bulunan uzmanların rapor ve
görüşlerini de dikkate alarak uygun bir manevi tazminata hükmeder. Maddi
tazminatın ödenmesine toptan ya da irat biçiminde ödenmesi için karar
verilebilirken; manevi tazminat sadece toptan ödenmesi için karar verilebilir.
TMK’nın 476/1. maddesinde, manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar
verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Ve ayrıca TMK’nın 174/1. maddesine göre
manevi tazminat olarak belli bir paranın ödeneceği belirtilmiştir.
E. Manevi Tazminatın Talep
Edilme Şekli Ve Süresi
Manevi tazminat, boşanma davası ile
birlikte istenebileceği gibi boşanma davası karara bağlanıp hüküm
kesinleştikten sonrada ayrı bir dava ile de talep edilebilir. Eski medeni
kanunda bulunmayan, ancak mevcut TMK’nın 178. maddesinde getirilen yeni
düzenlemeye göre, evliliğin boşanma medeniyle son bulmasından doğan dava
hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde, dava
yoluyla ileri sürülebilecektir[18].
Mevcut TMK’nın getirdiği bu yeni düzenlemeden önce, bu konuda doktrinde farklı
görüşler söz konusuydu. Aynı şekilde Yargıtay’da da tam bir görüş birliği söz
konusu değildi. Bu yeni düzenleme ile görüş ayrılılıkları giderilmiştir[19].
[3] Öztan,
s. 478
[4]
Ertaş/Koç, s. 266; YİBK, 22.1.1998 ,1986/5 (Şener, s. 803)
[5]
Ertaş/Koç, s. 266; YİBK, 22.1.1998 ,1986/5 (Şener, s. 803)
[6] Öztan,
s. 492, 2. HD, 24.9.1998, 8358/9790, (YKD, 1998, S. 11, s. 1615)
[7]Zevkliler/Acabey/Gökyayla,
s. 977; ”Tarafların ilk boşanma davasının reddedilmesinden sonra bir araya
gelip barıştıkları ve evlilik birliğini 3-4 ay kadar devam ettirdikleri, ikinci
açılan boşanma davasında verilen kararla hükmen belirlendiğine göre, bir araya
gelip evlilik birliğinin devam ettirilmiş olması, önceki olayların hoşgörüyle
karşılandığını gösterir. Bundan sonra da kocanın kadının kişilik haklarına
tecavüz niteliğinde maddi bir hadise bulunmamaktadır. Bu bakımdan kadın lehine
manevi tazminat takdiri usul ve yasaya aykırıdır.”(2.HD, 15.02.2005,
2005/1024.E,YYK)
[8] Saymen,
:”Kimler Manevi tazminat Talep Edebilir?”(Manevi) (İHFM, 1940, s. 1,
[9]
Zevkliler/Acabey/Gökyayla, s. 975,(Özuğur, s. 1027);" Tarafların tesbit
edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, paranın alım gücüne, kişilik haklarına,
özellikle aile bütünlüğüne yapılan saldırının ağırlığına, manevi tazminat
isteyenin boşanmaya yol açan olaylarda ağır ya da eşit kusurlu olmadığı
anlaşılmasına nazaran kadın yararına hükmolunan manevi tazminat azdır.” (2.HD,
04.09.2004, 2004/7226.E; YYK)
[11]
Belgesay, Türk Kanunu Medenîsi Şerhi II, Aile Hukuku (m.1-240), 3. Bası,
İstanbul 1949, s. 90.
[12] Feyzioğlu, s. 407
[13] Medenî
Kanunun 174. maddesinin gerekçesinde, “Maddenin ikinci fıkrası boşanma
nedeniyle manevî tazminatı düzenlemektedir. Yürürlükteki maddeden farklı olarak
davacının kusursuz olması şartı yasadan çıkarılmış, davalının kusurlu olması
yeterli görülmüştür. Davalının kusurlu olması şartının arandığı her olayda,
davacının kusursuz olması gerekeceğinden böyle bir koşulun maddede yer almasına
gerek görülmemiştir. Davacının da boşanmada kusurunun bulunması genel hükümler
gereğince Yeni Borçlar Kanununun 53 ncü madde ve devamı hükümlerinin
uygulanması sonucu tazminatta indirim ya da tazminata hiç hükmetmeme sebebi
sayılacaktır.” Kanaatimizce “Davalının kusurlu olması şartının arandığı
her olayda, davacının kusursuz olması gerekeceğinden…” ifadesi doğru
değildir; davalı kusurlu ise, davacı kusursuz veya daha az kusurlu da
olabilir, kusuru eşit de olabilir, daha fazla kusurlu da olabilir.
Gerekçeye göre davacı kusurlu olsa bile dava açma hakkına sahip
olduğundan ve bu durum mahkemece tazminatın miktarını takdir bakımından değerlendirileceğinden,
kanaatimizce maddenin metnine üstünlük tanımak, kusuru eşit veya daha
fazla olsa bile davacı tarafa manevî tazminat davası açma hakkı tanımak daha
isabetli olur.
[14]
Akıntürk/Ateş Karaman, s. 300
[15] Arsebük, s. 794.
[16] Tekinay,
s. 245
[17] Antalya,
Medeni Hukuk Uygulamaları, İstanbul 2000, s. 22
[18] Oğuzman/Dural,
s.145; 2.HD, 4.3.2003, 1031/2865 Karagülmez/Ural, s. 227);” Evliliğin boşanma
sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakkının boşanma hükmünün kesinleşmesinin
üzerinden bir yıl geçmesi ile zamanaşımına uğrayacağını hükme bağlamıştır.
Zamanaşımı definin davaya cevap süresi içersinde ileri sürülmesi halinde
incelenmesi imkan dahilindedir.”( (2.HD,10.05.2004, 2004/5317.E; YYK)
[19]
Zevkliler/Acabey /Gökyayla, s. 979; Baygın, s. 447;2.HD,05.07.2004,7501/8917(YYK)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder